top of page

Mitoloji

  • Meliha Yaşar Çakır
  • 4 gün önce
  • 8 dakikada okunur

İnsanlık, varoluşundan itibaren doğayı ve yaşamı anlamlandırmayı hedeflemiştir. Yazı henüz keşfedilmeden önce eski çağ toplumları; inançlarını, yaşadıkları doğa olaylarını ve kahramanlık hikâyelerini efsaneleştirmiş, ortaya çıkan anlatıları nesilden nesile sözlü olarak aktarmıştır. Dönemlerinin sözlü geleneğinin ürünü olan bu anlatılar, zamanla günümüzdeki mitlere dönüşmüş ve mitolojinin temelini oluşturmuştur.


Tarih sahnesinin en eski dönemlerinden beri varlığını sürdüren kadim Türk toplumu da konar göçer yaşam biçimi, yaşadığı coğrafya ve kültürel yapısının etkisiyle mitolojiye kendine özgü bir boyut kazandırmıştır. Gelin, dergimizin ilk bölümünde başlangıcın başlangıcına, yani yaradılışa gidelim. Türklere göre varoluş, sonsuzluğun içinde iyilik ile kötülüğün çatışmasıyla başlamıştı.


Henüz yağız yer ve mavi gök yoktu. Her yer uçsuz bucaksız, dipsiz sularla kaplıydı. Yalnızca iyilik ve bereket Tanrısı Ülgen vardı. Ülgen yalnızdı ve canı sikilıyordu. Tam o sırada sudan gelen bir ses işitti. ”Yarat!” dedi ses.


Ülgen bu sesi dinledi ve kendisi gibi birini yarattı. Ona Kişi adını verdi. İkisi de suyun üzerinde uçuyordu. O sırada Kişi, yeli bulup suyu dalgalandırdı. Ülgen'in yüzüne su sıçrattı. Bunu yapınca da kendisini Tanrı'dan güçlü sandı ve daha yüksekte uçmak istedi. Ancak uçamadı; suya düşerek dibe battı. Boğulmak üzereyken:

”Bana yardım et!” diye bağırarak Ülgen’den yardım istedi.

Ülgen ona yardım etti ve bir taş yarattı. İkisi de taşın üzerine oturdu.

Ülgen, Kişi’ye: ”Suya dal, suyun dibinden toprak çıkar!” diye buyurdu.

Kişi, Tanrı'nın buyruğunu yerine getirdi. Suyun dibinden çıkardığı toprağı Ülgen’e getirdi. Ülgen, Kişi'nin getirdiği toprağı suyun üzerine serperken:

”Yer olsun!” diye buyurdu.

Buyruk yerine geldi ve yeryüzü yaratıldı. Ülgen, yeniden Kişi'ye: Suya dal, suyun dibinden yine toprak çıkar!” diye buyurdu.

Kişi suya daldığında bu kez, “Kendim için de biraz toprak alayım.” diye düşündü.

İki avucunu da toprakla doldurdu. Bir avucundaki toprağı Ülgen’den gizlemek için ağzına attı. Amacı, Ülgen’den habersiz kendisine ait bir yer yaratmaktı. Avucundaki toprağı getirip Ülgen’e uzattı. Ülgen, toprağı suyun üzerine serpti ve genişlemesini buyurdu. Ülgen'in suya serptiği toprak gibi Kişi'nin ağzındaki toprak da büyüyüp genişlemeye başladı. Kişi korktu. Soluğu kesildi, neredeyse ölecekti. Kaçmaya başladı. Ancak nereye gitse yanı başında Tanrı Ülgen'in varlığını hissediyordu. Ondan kaçamıyordu.


Çaresiz kalan Kişi, Tanrı'ya yalvardı: ”Tanrı! Gerçek Tanrı! Bana yardım et.”

Ülgen ona:: ”Agzindaki toprağı niçin sakladın?” diye sordu.

Kişi: ”Kendime bir yer yaratmak için saklamıştım.” diye cevap verdi.

Ülgen ise: 4 Öyleyse ağzındaki toprağı at ve kurtul.” dedi.

Kişinin ağzındaki toprak yere dökülürken küçük tepeler oluştu.

Ülgen: Artık sen günahlı oldun. Bana karşı geldin, kötülük düşündün. Bundan sonra sana uyanlar da senin gibi kötülük düşünen ve kötülük yapan kişiler olacak. Bana uyanlar ise iyi ve temiz kişiler olacak; güneşi ve aydınlığı görecekler. Bundan sonra senin adın Erlik olsun. Günahlarını benden saklayanlar senin adamın, günahlarını senden saklayanlar ise benim adamım olsun.” dedi.


Böylece yeryüzü yaratıldı ve iyilik ile kötülük arasındaki mücadele başladı.

"Türklere göre yaradılış yalnızca yeryüzünün oluşması değildi. Aynı zamanda iyilik ile kötülüğün karşı karşıya geldiği, insan iradesinin doğduğu andı.


Yaradılış bir dengeydi ve bu denge, evrendeki iki gücün çatışmasıyla oluşuyordu.

Yeryüzü yaratılmıştı; ancak henüz bomboştu. Uçsuz bucaksız bozkırlar, ulu dağlar ve engin denizler derin bir sessizliğe bürünmüştü. Ülgen artık yaşamı başlatmak istiyordu. Yeryüzünde dalsız budaksız bir ağaç yeşertti; ancak bu ağaç hoşuna gitmedi.


”Dalları ve yaprakları olmayan bir ağaca bakmak güzel değil. Bu ağacın dokuz dalı olsun!” diye buyurdu.

Bır anda ağacın dokuz dalı oldu.

Ardından Ülgen: ”Dokuz dalın her birinin kökünden birer kişi türesin; bunlar dokuz millet olsun!” diye buyurdu.

Böylece dokuz daldan dokuz kişi türedi.

Bunlar olurken Erlik büyük bir gürültü igitti. Merak ederek Ülgen'in yanına gitti ve bu gürültünün nedenini sordu.

Ülgen: ”Ben bir hakanım, sen de kendince bir hakansın. İşittiğin gürültüyü çıkaranlar benim insanlarımdır.” dedi.

Erlik, Ülgen'den bu insanları kendisine vermesini istedi. Ancak Ülgen bunu kabul etmedi.

”Olmaz! Sen git, kendi işine bak.” dedi.

Erlik'in canı sikildı. ”Hele gidip şu insanları göreyim.” diyerek kalabalığın yanına vardı. Orada yalnızca insanlar değil, yaban hayvanları, kuşlar ve daha nice canlılar da vardı. Erlik kendi kendine:

”Ülgen bunları nasıl yarattı? Bunlar ne yer, ne içer?” diye düşünüyordu.

O düşünedursun, insanlar ağacın meyvelerinden yemeye başlamışlardı. Erlik dikkatle baktığında insanların ağacın yalnızca bir tarafındaki meyveleri yediklerini, diğer taraftakilere ise dokunmadıklarını gördü.

Bunun nedenini sordu.

İnsanlar: ”Tanrı bize o taraftaki meyvelerden yemeyi yasakladı. Biz yalnızca Tanrı'nın izin verdiği, ağacın doğu tarafındaki meyvelerden yiyoruz. Şu gördüğün yılan ile köpek de yasak taraftaki meyveleri yemememiz için bekçilik ediyor.” diye cevap verdiler.

Bu cevap Erlik?i sevindirdi.

Erlik, Doğanay (1 örüngey) adlı erkeğin yanına giderek:

”Ülgen size yalan söylemiş. Asıl, yasakladığı meyvelerden yemeniz gerekir. Onlar çok daha tatlıdır. Bir deneyin, göreceksiniz.” dedi.

Sonra uyumakta olan yılanın ağzına girdi ve ona ağaca çıkmasını söyledi. Yılan ağaca çıkarak yasak meyvelerden yedi.

Bu sırada Doğanay'ın eşi Ece (Eje) yanlarına geldi. Erlik, Doğanay ile Ece’ye de yasak meyvelerden yemelerini söyledi.

Doğanay, Ülgen'in buyruğuna bağlı kalarak yasak meyvelerden yemedi. Ancak Ece dayanamadı ve meyveden yedi. Meyve gerçekten çok tatlıydı. Bunun üzerine Ece, meyveyi Doğanay'ın ağzına da sürdü.

Böylece insan ilk günahını işlemiş oldu.

Erlik, insanın nefsine kötülüğü üfledi. Ece nefsine yenildi ve Ülgen’in buyruğuna karşı geldi. Türklere göre bu ihanet, insanın dünyadaki çileli ve ölümlü yolculuğunun başlangıcıydı.

İlk ihanet düzeni bozmuş, evrene kaos ve kusur getirmişti. İkinci ihanet ise insan soyunun türeyişinin başlangıcı olacaktı. Artık insanlar Ülgen'in korunaklı düzeninden çıkacak, dünyada kendi iradeleriyle var olma mücadelesi vereceklerdi.

Ülgen elbette bu ihaneti cezasız bırakmadı.

Önce yılana döndü:

”Artik sen de Erlik’ten bir parça oldun. İnsanlar sana düşman olsun. Seni gördüklerinde vurup ezsinler.” dedi.

Ardından Ece'ye yöneldi: Sen, Erlik'in sözüne uydun. Yasak meyveyi yedin. Bunun cezasını çekeceksin. Çocuk doğuracak, doğururken acı çekecek ve sonunda ölümü tadacaksın.”

Sonra Doğanay'a şöyle seslendi: ”Erlik’in gösterdiğini yedin. Benim sözümü dinlemedin. Onun yolunu seçtin. Onun adamları karanlıklar dünyasında yaşar ve benim ışığımdan yoksun kalır. Erlik bana düşman oldu; sen de ona düşman olacaksın. Eger sözümü dinleseydin benim gibi olacaktın. Bundan sonra dokuz oğlun ve dokuz kızın olacak. Artık ben insan yaratmayacağım. Bundan sonra insanlar senden türeyecek.”

Son olarak Ülgen, Erlik'e döndü: ”Benim insanlarımı niçin aldattın?” diye öfkeyle sordu.

Erlik: ”Ben istedim, sen vermedin. Ben de senden çaldım. Bundan sonra da çalmaya devam edeceğim. Atla kaçsalar düşürüp çalacağım. Birbirlerine düşürüp savaştıracağım. Suya girseler de, ağaçlara çıksalar da peşlerini bırakmayacağım.” dedi.

Bunun üzerine Ülgen: Öyleyse seni, ayı ve güneşi olmayan, dokuz kat yerin altındaki karanlık dünyaya gönderiyorum.” diyerek Exlik’i cezalandırdı.

Her şey sona erdiğinde Ülgen bütün insanlara seslendi:

”Bundan sonra yemeğinizi kendi emeğinizle kazanacaksınız. Benim soframdan yemek yok. Artık sizinle yüz yüze konuşmayacağım. Bundan sonra size Gök Oğul'u göndereceğim.” buyurdu.

İnsanın yeryüzündeki yaşamı böyle başladı.

Gök Oğul, insanlara birçok şey öğretti. Arabayı da ilk yapan oydu. Yenilebilecek otları, bitki köklerini ve doğanın sunduğu nimetlerden nasıl yararlanacaklarını insanlara gösterdi.

Bu sırada Erlik, Gök Oğul'a yalvardı:

”Ey Gök Oğul! Bana yardım et. Ülgen'den izin dile. Yanına çıkmak istediğimi söyle.” Gök Oğul, Erlik'in dileğini Ülgen’e iletti. Ancak Ülgen buna aldırış etmedi. Gök Oğul tam altmış yıl boyunca Erlik adına yalvardı.

Sonunda Ülgen, Erlik’e haber gönderdi:

”Eğer düşmanlıktan vazgeçer ve insanlara kötülük etmezsen, yanıma gelmene izin veririm.” Erlik bu şartı kabul etti ve söz verdi. Bunun üzerine Ülgen'in katına çıktı. Başını eğerek: ”Beni kutsa, bana izin ver; ben de kendime gökler kurayım.” diye yalvardı.

Ülgen bu isteği kabul etti.

Erlik kendisi için gökler yarattı. Adamlarını topladı, onları bu göklere yerleştirdi ve başlarına geçti. Zamanla büyük bir topluluk oluşturdular.

Ülgen'in en sevdiği kullarından biri olan Ulu Kişi ise bu duruma çok üzüldü.

Kendi kendine şöyle düşündü:

”Bizim öz kişilerimiz yeryüzünde binbir güçlük içinde yaşarken, Erlik'in adamları göklerde rahat ve bolluk içinde yaşıyor.”

Bu düşünce sonunda Ulu Kişi, Erlik’e savaş açtı. Ancak Erlik daha güçlüydü. Ateşi silah olarak kullandı ve Ulu Kişi’yi geri çekilmek Zorunda bıraktı.

Bunun üzerine Ulu Kişi, Ülgen'in katına çıktı.

Ülgen:

”Nereden geliyorsun?” diye sordu.

Ulu Kişi ise üzgün bir sesle:

”Erliktin adamlarının gökte yaşaması, bizim insanlarımızın ise yeryüzünde sikintı çekmesi bana ağır geldi. Bu yüzden Erlik’in göklerini yıkmak istedim. Fakat gücüm yetmedi.” dedi. Ülgen onu teselli etti.

”Uziilme. Erlik?e benden başka kimsenin gücü yetmez. Şimdilik senden güçlüdür. Ancak günü gelecek; senin gücün onun gücünü aşacak.”

Bu sözler Ulu Kigi’nin yüreğine su serpti. İçi rahatladı ve huzur içinde uyudu.

Aradan zaman geçti.

Bir gün Ülgen, Ulu Kişi’yi yeniden huzuruna çağırdı.

”Artik güçlendin. Seni Erlik’in göklerini yıkabilecek kudrete eriştirdim. Sana kendi gücümden güç verdim.”

Ulu Kişi şaşkınlıkla:

”Yayim yok, okum yok. Kargim yok, kılıcım yok. Kupkuru bilek gücüyle Erlik’i nasıl yenebilirim?” diye sordu.

Ülgen ona bir kargı verdi.

Ulu Kişi kargısını alarak Erlik’in göklerine yürüdü.

Büyük savaş başladı.

Sonunda Ulu Kişi galip geldi. Hrlik kaçtı.

Erlik’in gökleri parça parça yikildı ve yeryüzüne düştü.

O güne kadar dümdüz olan yeryüzü, göklerden kopan parçalar nedeniyle kayalıklarla, sivri dağlarla ve sarp tepelerle doldu.

Bir zamanlar pürüzsüz olan dünya artık engebeli bir hâl almıştı.

Erlik’in bütün yandaşları da göklerden yere savruldu.

Suya düşenler boğuldu.

Ağaçlara çarpanlar can verdi.

Sivri kayaların üzerine düşenler parçalandı.

Hayvanların üzerine düşenler ise onların ayakları altında ezildi.

Erlik, Ülgen'in huzuruna çıkarak kendisine yeni bir yurt verilmesini istedi.

”Benim göklerimin yikilmasına sen izin verdin. Artık barınacak bir yerim kalmadı.” dedi. Ülgen ise Erliki yerin altındaki Karanlıklar Ulkesi’ne sürdü. Üzerine yedi kat kilit vurdu ve şöyle dedi:

Burada ne gün ışığı ne de ay ışığı göreceksin. Üzerinde hiç sönmeyen ateşler yanacak. Eğer iyi olursan seni yanıma alırım; kötülük etmeye devam edersen seni daha da derinlere sürerim.”

Bunun üzerine Erlik:

Öyleyse ölmüş insanların canlarını bana ver. Bedenleri senin olsun, ruhları benim olsun.” dedi.

Ülgen bu isteği de reddetti.

”Hayır. Onları da sana vermeyeceğim. İstiyorsan kendin yarat.” diye buyurdu.

Erlik bunun üzerine eline çekiç, körük ve örs aldı. Demir dövmeye başladı. Her çekiç darbesinde yeni bir yaratık ortaya çıktı. Kurbağa, yılan, ayı, domuz, deve ve türlü kötü ruhlar yeryüzüne yayıldı.

Sonunda Ülgen, Erlik'in elinden çekici, körüğü ve örsü aldı; hepsini ateşe attı.

Körük bir kadına, çekiç ise bir erkeğe dönüştü.

Ülgen kadını yakaladı ve yüzüne tükürdü. Kadın bir kuşa dönüşerek uçup gitti. Bu kuş, eti yenmeyen ve tüyü işe yaramayan Kurday adlı kuştu.

Ardından erkeği de yakalayıp yüzüne tükürdü. O da bir kuşa dönüştü. Ona Yalban kuşu adı verildi.

Bütün bunlardan sonra Ülgen insanlara seslendi:

”Ben size mal verdim, aş verdim. Yeryüzünde iyı, güzel ve temiz olan ne varsa size verdim. Yardımcınız oldum. Siz de iyilik yapın. Artık göklerime çekileceğim ve uzun süre dönmeyeceğim.”

Ardından yardımcı ruhlarına görevlerini bildirdi.

”Gün Aşan! İçki içerek aklını yitirenleri, küçük çocukları, tayları ve buzağıları koru. Sağlığında iyılik yapmış olanların ruhlarını yanına al. Kendini öldürenlerin ruhlarını alma. Hırsızları, başkalarının malına göz dikenleri ve kötülük edenleri koruma.

Benim için ve hakanları için savaşırken ölenlerin ruhlarını da yanıma getir.”

Daha sonra bütün insanlara dönerek şöyle dedi:

Size yardım ettim. Kötü ruhları sizden uzaklaştırdım. Eğer kötü ruhlar size yaklaşırsa onlara yiyecek verebilirsiniz; fakat onların yiyeceklerinden yemeyin. Yerseniz onlardan olursunuz.

Şimdi aranızdan ayrılıyorum ancak bir gün yine döneceğim. Beni unutmayın. Döndüğümde yaptığınız iyiliklerin ve kötülüklerin hesabını göreceğim.

Benim yerimde Ağca Dağ, Ulu Kişi ve Gün Aşan kalacak. Ağca Dağ! Gözlerini dört aç. Erlik, senin koruduğun ruhları çalmak isterse bunu Ulu Kişi’ye bildir. Gün Aşan! Kötü ruhların Karanlıklar Ülkesinden yeryüzüne çıkmasına izin verme. Çıkarlarsa hemen Gök Oğula haber ver.

Alma Ata, Ay'ı ve Güneş'i koruyacak.

Ulu Kişi, yeryüzünü ve gökyüzünü koruyacak.

Gök Oğul, kötüleri 1yilerden uzaklaştıracak.

Ulu Kişi! Kötü ruhlarla savaş. Gücün yetmezse benim adımı an. İnsanlara iyiliği öğret. Onlara oltayla balık tutmayı, sincap avlamayı ve hayvan yetiştirmeyi öğret. Bunun ardından Ülgen uzaklaştı.

Ulu Kişi, Ülgen'in bütün buyruklarını yerine getirdi. Olta yaptı, balık avladı ve insanlara yaşamlarını sürdürebilmeleri için gerekli bilgileri öğretti.

Günlerden bir gün kendi kendine:

”Bugün bir yel beni alıp götürecek.” dedi.

Gerçekten de güçlü bir rüzgâr esti ve Ulu Kişi’yi alıp götürdü.

Bunun üzerine Ağca Dağ insanlara şöyle seslendi:

”Tanrı Ülgen, Ulu Kişi’yi yanına aldı. Artık onu bulamazsınız. Gün gelecek beni de yanına çağıracak. Öğrendiklerinizi unutmayın. Ülgen böyle buyurdu.” Bunu söyledikten sonra o da insanların arasından ayrıldı.

Böylece Ülgen göğün en üst katına, Erlik ise yerin en derin katına hâkim oldu. Kötü ruhların son durağı Erlik'in yanı, iyi ruhların son durağı ise Ülgen'in katı oldu.

Düzen kuruldu, denge sağlandı ve yaradılış tamamlandı.

Bir sonraki bölüm konumuz ”Yaradılış Destanı'nın 'Türk kültüründeki yeri ve Erlik ile Ülgen motifleri” görüşmek üzere.

Yorumlar


bottom of page